Kaya gibi sağlam bir kişilik… 1952 yılında lider vasıflı bir insan olarak doğdun. Sağdıçlı Köyü, Koçer Aşireti’nin müstakbel idarecisi olacaktın. Baban Hacı Feyzi bir süre sonra senin kişiliğinin sağlamlığına bakıp aşireti sana devretmişti. El hak baban insan sarrafıymış. Görmüş sendeki cevheri. O günden sonra hep bir fakir babası, fukara dostu, gariban arkadaşı olarak tanındın. Kapın herkese açıktı. Halil İbrahim sofrası gibi daima sofranda misafirin vardı. Yalnız yemek yemekten sıkılırdın. Ailen, çocukların dururken sen işçilerinle yemek yemeği tercih ederdin. Kapınız, fakihlerin iltica yeriydi. Çünkü 20-30 fakihiniz vardı.

İmtihanın, daha zordu fakirlerin imtihanından. Çünkü liderlik, mal, aşiret reisliği, tüm bunları dava için riske etmek her babayiğidin harcı değildi. Bu kadar iş, aşiret anlaşmazlıkları, çalışan işçiler, fakir fukara derdi arasında ara sıra ihmal etsen de ailene tebessümü hiç eksik etmedin.

Cesaretine hayrandı arkadaşların. PKK seni tehdit ettiğinde senin cevabın dehşet vericiydi: “Böyle tehditlerle olmaz, siz yerinizi söyleyin ben geleyim” Ah be güzel kardeşim. Düşmanın kurşunu düşmanca da dost yüzlü insanların kurşunları çok acı. Çünkü dost kurşunlarla bir genç vurulmuştu. Tevafuk sen onun yanı başındaydın. Polis resmi prosedür ile uğraşırken sen illa ki de hastaneye kaldıracağım diye tutturdun. Polisin tehdit ve bağırmalarına aldırmadan almıştın yaralıyı, devlet hastanesine götürmüştün. Evet, 7-8 kurşun almasına rağmen kurtulmuştu delikanlı. Ondan sonra senin hayatında da yeni bir sayfa açılmıştı. Bu dava hak davadır diyordun artık. Kim bilebilirdi ki dost yüzlü düşmanların hedefinde olduğunu.
23.03.1994 günü, aylardan Ramazan idi. Rabbinle buluşma anın gelmişti. Ailen köyde olduğu halde o gün Diyarbakır’a gittin. İkindi namazını camide cemaatle kıldın. Kur’an mukabelesine katıldın. Oradaki arkadaşlarından bazıları sana takıldılar. “Hayrola Kazım abi eskiden böyle değildin” dediler. Sen de dünyanın geçici olduğunu ve ölümün hak olduğunu vurguladın. Sonra iftar için hazırlık yaptın. Sofrada yalnız kalmayı sevmezdin ya. Hemen akrabalarından bazılarını bulup küçük bir çocuğu öteberi almaya gönderdin. Çocuk geç gelince peşinden gidip durumu anlamaya çalıştın. İşte ne olduysa o zaman oldu. Dost yüzlü düşmanlar sardı her yanını. Kurşunladılar seni. Sense katillerine gülüyordun. (Doğruhaber)